PASSPORT

Kutsal Kitapların ve Antik Çağın Oyun Bahçesi

Ürdün ziyaretçilerini hayallerinin ötesine taşıyan bir yer. Bu yazıda size keyif dolu bir Ürdün turu yaptırmayı planlıyorum. Beklemediğiniz kadar şaşıracak ve “Burnumuzun dibindeki bu küçük ülkeye daha önce neden hiç gelmemişiz!” diyeceksiniz. Seyahatimiz ülkeyi ilk defa ziyaret edenlere yönelik, ama daha önce gitmiş olanlar da anılarını tazeleyerek keyif alacaktır.

Öncelikle uçuş için mutlak THY’yi tavsiye ederim. Ürdün Havayolları’nın servisini biraz daha zayıf buldum. Üç günlük seyahatinizin ilk günü, gece yarısına doğru Amman Queen Alia Havalimanı’na inmiş olacaksınız. Queen Alia, Ürdün’ün unutulmaz kralı Hüseyin’in 1977’de daha 29 yaşındayken bir helikopter kazasında vefat etmiş eşinin adı. Onun anısına yapılan bu havalimanı Ortadoğu’da Dubai, Doha’dan sonra sayabileceğim birkaç iyi havalimanından biri. Indiğinizde özel karşılama düşünürseniz Tav Passport’a benzer Tikram Service’i kullanabilirsiniz; ama bence gerek yok, çünkü havaalanı çok karışık değil ve çıkış oldukça kolay.

Ölü Deniz’de Bedeninizi Yenileyin

Gece yarısı bir saatlik bir yolculukla ilk durağımız Ölü Deniz olacak. Burada etkileyici Ölü Deniz manzarasına eşlik edecek şekilde sıralanmış, lüks ve yörenin çizgilerini yansıtan Kempinski, Mövenpick ve Hilton gibi otellerden birinde kalabilirsiniz. Benim tavsiyem kesinlikle Kempinski; daha doğrusu tam adıyla Kempinski Ishtar Oteli. Ishtar deyince anlatmadan geçmek olmaz. Babil (Babylon) şehrinin sekiz kapısından en büyüğü ve en büyüleyicisi olan bu kapı Tanrıça Ishtar (Iştar) adına yapılmış. Şu an orijinali Berlin Arkeoloji Müzesi’nde bulunan kapının adını taşıyan bu otele özellikle de gece giriş yaptığınızda önünüze çıkan görüntü Babil’in bugünkü haline giriyor olduğunuz hissini yaratıyor. Ishtar aynı zamanda sulama anlamına geliyor; otele girişinizde iki yanınızda akan sular hem serinletiyor, hem de bir zaman tünelinden geçme duygusu veriyor. Prestijli dergiler tarafından pek çok kez Ürdün ve Ortadoğu’nun en iyi tatil oteli seçilen bu otelde benim tavsiyem ana bina yerine villalarda kalmanız.

Sabah ilk işinizin kahvaltı sonrasında Ölü Deniz’e inmek olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Ana binadan yemek salonuna bağlanan havuzlar gerçekten çok keyifli. Infinity pool ve ana binanın arkasındaki palmiyeli havuz birer tasarım harikası. Özellikle gece manzarası ışıklandırmayla daha da göz kamaştırıcı hale geliyor.

Kempinski’nin sahili gerçekten çok şık tasarlanmış. Sahile golf arabalarıyla ya da yürüyerek hızlıca inebiliyorsunuz. Ölü Deniz’de yapacağınız çamur banyosu ve sonrasında yaşayacağınız suda batmama deneyimi günün en önemli aktivitelerinden biri. Ölü Deniz yer seviyesinin yaklaşık 400 metre altında ve %31 tuz oranıyla dünyanın en tuzlu iç denizlerinden. Burada yaşayacağınız batmama duygusu gerçekten ilginç. Çok rahat kitap, gazete okuyabilirsiniz suyun üzerinde ama sakın tuzlu suyun gözünüzle temas etmesine izin vermeyin, çünkü çok acıtıyor. Gerçi otel görevlileri size hemen su getirip yüzünüzü yıkamanızı sağlıyor ama böyle bir durumda yine de birkaç saatlik acı çekmeyi göze almanız gerekiyor.

Ölü Deniz’de vücudunuza mineral banyosu yaptırmayı sakın unutmayın. Cildinizin bu kadar rahatlayacağı başka bir yer olamaz; yarım saatlik su banyosu sonrasında derinizin mükemmel bir şekilde yumuşadığını göreceksiniz. Ölü Deniz mineralleri çok meşhur ve bunlardan yapılmış ürünler her yerde satılıyor. Ben otelde satılan Trinitae markalı ürünleri tavsiye ederim. Her yerde bulunan ürünlerden daha güzel görünüyorlar ve kullandığınızda çok memnun kalacaksınız. Hiçbir şey almasanız bile bayanlar için çamurdan yapılan yüz maskelerinden almayı unutmayın.

Amman’ın Tarihi Alanlarına Doğru

Ölü Deniz deneyiminden sonra otelden çıkış yapıp Amman’a doğru yol alıyoruz. Ürdün’de mutlaka şoförlü bir araç kiralayın derim. Yollar genel olarak düzgün olmakla beraber sürekli karşınıza çıkan güvenlik görevlileri ve kasislerden dolayı aracı sizin kullanmanızı tavsiye etmiyorum. Ürdün oldukça güvenli bir ülke, ama güvenlik de isterim derseniz G4S ülkedeki en deneyimli kurum. Kişisel hizmetler de veriyorlar.

Ürdün’de üç semavi din için çok önemli noktalar bulunuyor. Biz bunların iki tanesinin üzerinde duracağız: Vaftiz Ören Yeri ve Yedi Uyurlar Mağarası. Bunun dışında birçok dini yapıya sahiplik yapan Ürdün’de, kutsal kitaplarda adı geçen farklı mekânlara rastlamak mümkün. Öncelikle Vaftiz Ören yeriyle başlayalım. Ortadoğu’daki Hıristiyan inancına göre en önemli ören yerinin burası olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ürdün Nehri’nin batı kıyısındaki bu alan 2015 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne eklendi. Amman şehir merkezine 50 km, Ölü Deniz’e sadece 9 km uzaklıkta yer alıyor. Bu alanı ikinci günün ilk ziyaret noktası olarak not edebilirsiniz. Bölgede çok fazla tarihi eser bulunmamakla birlikte Hz. Yahya adına yapılan kilise ve vaftizi simgeleyen mozaik mutlaka görülmeli. Ayrıca turistlerin vaftiz ritüelini simgeledikleri nehir kenarındaki alan da görülmeye değer.

Buradan sonra rotamız Amman’ın içi olacak. Yaklaşık bir saatlik bir seyahatle Amman’a gidiyoruz. Yolda söylemeyi unuttuğum bir ayrıntı: Amman’dan Ürdün’e giderken yaklaşık 400 metre aşağı inip, tersi istikamette de 400 metre yukarı çıkıyoruz. Bu esnada kulaklarınızda belirli bir basınç farkı hissedebilirsiniz. Gerçekten farklı bir coğrafya ve daha önce yaşamadığınız bir deneyimle karşı karşıyasınız.

Amman’ın içinde Amman Kalesi (Citadel) ve Roma tiyatrosunu gezeceğiz. Tarihin en eski şehirlerinden biri olan Amman’ın MÖ 7000 yıllarında kurulduğu tahmin ediliyor. Roma dönemindeki adı Imparator Philadelphus’a ithafen Philadelphia; Emeviler döneminde Amman olarak değiştirilmiş. Amman, Ürdün’ün başkenti ve en büyük şehri. Ürdün’de gezerken herhangi bir Ortadoğu şehrinden çok daha fazla kendinizi bu topraklara yakın hissediyorsunuz.

Buradaki durağımız Amman’ın en büyük tepesinde, şehrin her yerini görebileceğiniz güzellikte olan Amman Kalesi, diğer adıyla Citadel. 1700 metre uzunluğunda surlarla çevrili bu alanda bronz çağından başlayarak sırasıyla Roma, Bizans, Emevi dönemlerine ait birçok esere rastlamak mümkün. Kaledeki en önemli eserler Herkül Tapınağı ve Emevi Sarayı. Alanın en dikkat çekici noktalarından birinde bulunan Herkül Tapınağı ayakta kalan iki devasa sütunuyla göz kamaştırıyor. Turistlerin önünde resim çektirdiği bu mekân zaman zaman konserlere ev sahipliği yapıyor. Biz gittiğimizde zaman Jose Carreras konseri için hazırlıklar yapılmaktaydı. Tapınağın arkasında düzlük alanda bulunan devasa el, muhtemelen Herkül’e ait. Hemen arka tarafta bulunan küçük arkeoloji müzesini kesinlikle görmelisiniz. Ürdün’de müzecilik gelişmemiş olmakla birlikte hemen hemen her döneme ait bir eserin sergilendiği bu müze, meraklıları için oldukça ilgi çekici. Emevi Sarayı ve önündeki cami kalıntıları ise müzenin hemen arkasında bulunuyor. 720 yılına ait olan bu yapı Amman Valisi’ne ait bir saray olarak yapılmış, fakat ömrü çok uzun olamamış maalesef. 749 yılında saldırılar sonrası yıkılmış ve tekrar inşa edilmemiş. Modern dönemde yapılmış olan kubbesinin binayla uyumsuzluğu dikkat çekiyor. Citadel’deki gözlem alanından aşağıya doğru baktığınızda göz alıcı Roma Tiyatrosu’nu göreceksiniz. Arkasındaki tepeden destek alınarak kurulan tiyatronun 2. yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyor. Yapı oldukça iyi korunmuş ve akustiği hâlâ çok iyi. Bu sebeple konser ve organizasyonlara ev sahipliği yapıyor. Üç bölümden oluşan oturma düzeninde en üst bölümün tanrılar için ayrıldığı düşünülüyor.

Amman’a gelince Yedi Uyurlar Mağarası’nı görmeden olmaz. Şehir içinde 30 dakikalık bir araba yolculuğuyla ulaşabileceğiniz ve Islamiyet için önemli bir mekân olan bu mağara Kuran’da Kehf Suresi’nde geçer. Amman’ın 10 km dışında Ölü Deniz’e doğru gittiğinizde çok basit bir mahallenin içinde yer alan mağaranın girişinde yeni yapılan bir cami bulunuyor. Mağaraya doğru ilerlediğiniz kısa bir patika yolu geçtikten sonra, girişinde Bizans sütunlarının bulunduğu tahta kapılı bir giriş göreceksiniz. Kapı kapalı ise görevliyi çağırarak açtırabilirsiniz. Sütunların üzerinde Emeviler döneminde yaptırıldığını düşündüğüm bir cami kalıntısı bulunuyor. Caminin minaresinin sadece kaidesi mevcut. Mağaranın içi çok küçük. Sağ tarafta üç mezar, sol tarafta da dört mezar içeriyor. Soldaki mezarların en sonuncusunun içinde bulunan kemik kalıntılarının burada uyuyakalanlara ait olduğu görüşü yaygın. Çok gösterişli değilse de, Amman’da görmeniz gereken bir yer olduğunu söyleyebilirim.

Amman’da Ne Yenir ?

Bu sorunun cevabı önce felafel. Felafel için ideal iyi adres ise şehrin en meşhur lokantası Hashem. Nohuttan yapılan felafel Türkiye’de çok bilinmemekle birlikte Ürdün’ün neredeyse milli yemeği. Ben yol kenarındaki isimsiz yerlerde de tattım; Amman ve Ürdün’de kötüsüne rastlamanız pek mümkün değil ama iyi bir yerde yemek isterseniz Hashem’i tavsiye ederim. Önerebileceğim diğer adresler ise Fakreldin ve Karam. Ikisi de klasik Ortadoğu mezeleri ve yemeklerini tadıp gastronomik bir yolculuğa çıkmak için bire bir ve her ikisinde de kendinizi Istanbul’da hissedebilir, insanların bize ne kadar benzediğini görebilirsiniz. Bu mekânların klasik Ürdün mimarisine uygun bahçeli yapılarıyla Ürdün’ün en gözde restoranları olduğunu hemen anlayabilirsiniz. Rezervasyonsuz yer bulmak biraz zor. Yemek sonrası nargile söylemeyi unutmayın. Nedense ben Ürdün’deki nargilenin daha yumuşak içimli olduğunu düşünüyorum. Nargilenin yanında gül suyundan yapılan white coffee/ beyaz kahveyi de mutlaka için.

Yemekler için bir favori belirlemek zor, çünkü hepsi çok güzel. “Ben Ortadoğu yemeği yemem; her gittiğim yerde en güzel restoranı ararım” derseniz yakın zamanda Four Seasons’ta açılan Fransız restoranı Le Capitale’yi tavsiye ederim. Burasının Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’un Ürdün’e geldiğinde gittiği restoranlardan biri olduğunu da buraya not düşebiliriz. Özellikle öğlen yemeği için düşünülebilir.

Ay Vadisi’nde Yıldızların Altında

Amman gezimizi bitirerek gerçek bir çöl ve bedevi deneyimi yaşamanız için Wadi Rum’a (Ay Vadisi) gideceğiz. Yaklaşık 320 km’lik bir mesafeden söz ettiğimizden, birinci gün aktivitelerini mümkün olduğu kadar erken bitirmenizde fayda var. Aksam 17.00 civarı çıkarsanız yemeğe yetişebilirsiniz. Vadiye ulaştığınızda sizi kuyu kebabı servis edilen çöl yemeği ve bedevi dansçılarla halay çekebileceğiniz ana çadırların bulunduğu restoran alanı karşılıyor. Bu alanın Osmanlı tarihinde biraz hüzünlü bir yeri var. 1917/1918’deki Arap Isyanı’nda bölgedeki bedevi kabileleri Faisal ve onun yanındaki Lawrence ile birlikte olup Osmanlı ve Alman askerlerine karşı savaşmış. Belki de bundan dolayı buralarda fazla Türk turiste rastlanmıyor ama çok şey kaçırdığımızı söylemeden geçemeyeceğim. Ay Vadisi çöl deneyiminin en iyi yaşanabileceği yer. Burada kalmanız gereken mekân Sun City Camp (www.suncitycamp. com). Yöneticisi Hassan müthiş biri; size kendinizi evinizdeymişsiniz gibi hissettiriyor. Kamp alanı çölde beş yıldızlı konaklama sunan iglo çadırlardan oluşuyor. Esasında kıl bedevi çadırları da bulunuyor ama ben daha modern görünümlü igloları tavsiye ederim. Biz gittiğimizde orada kaldık, konforu herhangi bir beş yıldızlı otelden farklı değil. Iglo çadırları en öne koydukları için, gece vakti gittiğinizde tam bir karanlığın içinde, ilerideki köpek sesleri ve gökyüzündeki yıldızlardan başka bir şey olmayan bir karanlığın içine düşüyorsunuz. Sadece arada bir geçen yük trenlerinin uzaktan gelen sesi sessizliği bozuyor. Sesleri duyunca Osmanlı’nın izleri aklınıza geliyor; çünkü bunlar Hicaz Demiryolu’nun hâlâ yük trenleri için kullanılan kısmına ait. Insanın içi cız etmiyor değil. Ay Vadisi kendinizi dinlemek için ideal bir mekân. Iglo çadırların önündeki teras ise yıldızları seyretmek için hazırlanmış. Gece yarısı battaniyenizi ve kahvenizi alıp medeniyetin her ayrıntısından uzak olmanın keyfini yaşayabilirsiniz. Matt Damon’ın başrolünü oynadığı Martian/Marslı filminin burada çekildiğini söylemem yeterli olacaktır sanırım. Iglolar Martian 1, Martian 2 şeklinde numaralandırılmış. Bize en uçtaki Martian 1’de kalmak nasip oldu; mutlaka tavsiye ederim. Sabahleyin erken kalkın ve mutlaka güneşin doğuşunu seyredin. Kendinizi Mars’ın yüzeyinde yürüyor gibi hissedecek, buraya bir daha gelmek isteyeceksiniz.

Gizemli Şehir: Petra

Ay Vadisi’nde konaklamanın tadı ağzımızda kalmışken sabah erken saatlerde bir sonraki rotamıza yöneliyoruz: Petra. En güzelini en sona bırakmanın mutluluğuyla bir buçuk saatlik yolcuğumuza çıkıyor, Petra’ya gitmenin tadına varmaya çalışıyoruz. Ay Vadisi gündüz daha da güzel; yol boyu Ürdün’ün kendine has topografyası görüntülere eşlik ediyor. Petra’ya ulaştığınızda farklı bir boyuta geçtiğiniz hissi oluşuyor; daha ören yerinin ana giriş kapısına geldiğinizde bunu anlıyorsunuz. Burası muhtemelen görebileceğiniz en güzel antik kent ve daha da fazlası, daha önce gördüğünüz her yerden farklı. Öncelikle birkaç pratik bilgi: Mutlaka paraya kıyıp bir rehber tutun derim. Rehberiniz araçlı olsun; çünkü Petra’nın ana mekânlarını görmek bile beş-altı saat yürümek demek, tamamını görmek ise birkaç gün sürebilir. Araçlı rehberle belki toplam alanın %25’ini göreceksiniz ama önemli olan yerleri iki-üç saat içinde gezebilirsiniz. Ürdün ilginç bir yer ve Ürdünlüler bize çok benziyor. Nereye gitseniz aynı; hemen kanınız kaynıyor onlara. Girişteki müzenin müdürü Yassin, Türkleri çok seviyor. Rehberlerden Ali ise Ürdün’ün Osmanlı’dan ayrılıp bağımsızlık elde etmesinin yanlış bir karar olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmekte beis görmüyor.

Petra’yı anlatmak yetmez, görmek lazım ama yine de birkaç bilgi aktarayım. Petra 19. yüzyıl başlarında Isviçreli gezgin Burckhart tarafından bulunmuş. Daha önce sadece bedeviler tarafından bilinen gizemli bir şehirmiş. Siz tabii ki Indiana Jones The Last Crusade filmindeki Hazine/Treasury binasından hatırlayacaksınız burayı.

MÖ 4. yüzyılda tarih sahnesine çıkan ticaret odaklı Kuzeybatı Arabistan kavmi Nebatiler tarafından kurulmuş bu gizemli şehir. Nebatiler eski Yunan, Roman, Mezopotamya ve Mısır kültürlerini harmanlayarak ulaşılması zor olan bu şehri derin bir kanyonun içine kurmuş. Suyollarını değiştirerek bölgenin su baskını altında kalmamasını sağlamışlar. Depremler ve Haçlı Seferleri sonrasında unutulan Petra antik kenti 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edildi. 2007 yılında da o zaman yenilenen Dünyanın Yedi Harikası Listesi’ne eklendi.

Kayaların renginden dolayı Gül Şehri (Rose City) olarak da adlandırılan Petra’da en etkileyici alan, girişteki dar kanyon (Siq) ve Hazine binası. Siq’deki kanyon 5 metre genişliğe kadar açılıyor, 91 metre ile 182 metre arasında yüksekliğe ulaşıyor. Şehir Siq’in bitiminde karşınıza çıkan Hazine binasıyla daha da göz alıcı bir görünüme bürünüyor. Akşamları burayı kandiller eşliğinde aydınlatarak bir görsel şölene dönüştürüyorlar. Develere binmeniz için ısrar eden bedeviler biraz rahatsız edici olmakla beraber, etkileyici manzaranın önüne hiçbir şey geçemiyor. Ilerledikçe şehrin ihtişamı sizi daha da içine çekiyor. Roma Tiyatrosu, Roma Yolu, Qasr Al-Bint Tapınağı, El-Deir Manastırı ve kral mezarları görmeniz gereken yerlerin başında geliyor. Petra’ya mutlaka gereken zamanı ayırın ve çok iyi bir fotoğraf makinesi bulundurun derim. Rehberiniz daha fazlasını anlatacağı için bu kadar detay bence yeter. Konaklamak isterseniz, Petra’da kalınabilecek en iyi otel girişteki Mövenpick, ama beklentinizi yüksek tutmayın. Petra’dan Amman’a dönüş 245 km, yaklaşık üç saat sürüyor. Ürdün sizi büyüleyecek ve kalbiniz bir yanı hep burada kalacak. Mutlaka geri dönün ve kalbinizin o yanını asla yalnız bırakmayın.

 

Yazı: Zafer Sönmez

"Bu yazı ilk kez K-Note dergisi Kış 2018 sayısında yayımlanmıştır."

 

Tags: Amman, Kutsal Kitaplar, Gizemli Şehir, Ay Vadisi, Petra, Tarihi

  • Paylaş:

AYNI KATEGORİDEKİ YAZILAR