FEATURES

Efsane Koç Obradoviç ile Özel Bir Röportaj

“Çok çılgın bir dünyada yaşıyoruz. En büyük lüks, sevdiğiniz hayatı yaşayabilmek.”

Bugüne kadar koçluk yaptığı her takımı başarılarıyla zirveye taşıyan, kariyerine Fenerbahçe Doğuş Başantrenörü olarak devam eden Zeljko Obradoviç ile sohbet ederken bambaşka bir farkındalık yaşadım. Avrupa’nın en iyi koçlarından biri olmak için, sadece disiplinli olup çok çalışmak yetmiyor; işine bağlılıkla birlikte hayata karşı mütavazı bir duruş sergilemek gerekiyor. Klişe gibi algılanan bu söylem, aslında çözümü sanıldığı kadar kolay olmayan bir denklem. Sadece kendi takımının değil, rakip takım taraftarlarının bile “Obra Kadavra”sı olan efsane koç, kariyerine ve yaşama dair küçük sırlarını paylaştı.

Basketbola oyunculukla başlayıp uzun yıllar en iyi oyun kuruculardan biri oldunuz. Ardından kariyerinize koçlukla devam ettiniz. Koçluk yapmak hedefleriniz arasında var mıydı? Bu süreç nasıl gelişti ?

Oyuncuyken aynı zamanda küçük çocuklarla çalıştım ve yaşadığım yerde bir okul vardı. Çocuklarla ilgili ilk orada başladım antrenörlük deneyimine. Sadece keyif aldığım bir şeydi o anda; ileride asıl işim olacağını olduğunu hiç düşünmemiştim. Benim için daha güzel olan, çocuklarla çalışmaktı. Böyle başladı...

10 yıldan fazla Yunanistan’da Panathinaikos’u çalıştırdınız. Ardından Türkiye’ye gelip Fenerbahçe ile anlaşma yaptınız. İlk geldiğinizde Türkiye’de oynanan basketbolu ve Fenerbahçe’yi nasıl değerlendiriyordunuz? İşe nereden başladınız ?

Aslında basketbol evrensel olduğu için çok da büyük bir fark yoktu. Geldiğimde burada birçok yerde olduğu gibi antrenörlük yapmıştım; diğer yerlerde olduğu gibi adaptasyon sürecine ihtiyacım vardı. Tek fark, değişik bakış açıları ve değişik kültürler. Her gittiğiniz yerde bunu anlamanız gerekiyor. Koç olarak benim en önemli felsefem, takımın oluşumuna ve takım içerisinde birbirimizle olan iletişimimize dair.  Bu bir süreç ve hep süregelen bir bakış. Herkesin aynı bakış açısına sahip olması gerekiyor. Ve ortak bir noktada buluşulduğunda her şey çok daha kolay oluyor.  

Bugün artık Fenerbahçe basketbol maçları için de binlerce kombine bilet satılıyor. Takımın basketbol taraftarlarında dikkat çeken bir artış ve sahiplenme var. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz ? 

Onlarsız bu işin hiçbir anlamı yok. İşimizin çok önemli bir parçası taraftarlar; onlarla olan iletişimimiz çok önemli bizim için. Çok güzel bir duygu bu. Hem kendi sahamızdan hem de deplasmandan söz ediyorum; çünkü Fenerbahçe’nin her yerde taraftarı var. Ve sorgusuz sualsiz bizim bütün başarılarımızın en büyük parçasının taraftarlarımız olduğunu söyleyebiliriz. 

Bugüne kadar çalıştırdığınız takımlara sadece kendi liglerinde değil uluslararası alanda da başarılar kazandırdınız. Fenerbahçe taraftarları sizi bir illüzyonist olarak görüyor, hatta bir lakabınız var: “Obra Kadavra”. Peki, siz mucizelere inanır mısınız ? 

Ben mucizeden çok çalışmaya inanıyorum. Her gün, yeni bir fırsat. Antrenör olarak, bir insan olarak da her şeyi bilmem mümkün değil ama her gün her sabah oyuncularla bir arada oluyoruz, çalışıyoruz ve her gün yeni şeyler öğreniyorum. Ben de kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Buraya ilk geldiğimde basın toplantısında taraftara ve basına şöyle demiştim: “Burası benim evim olacak ve sabahtan akşama kadar ben burada olacağım.” Bu sözümü tutmaya devam ediyorum. Asıl mucize hepimizin burada olması; işin sırrı ise çok çalışmak. Bütün kulübün sıkı ve iyi çalışması var başarının arkasında. Ofis ekibinden başlayarak, benim antrenör ekibim dahil olmak üzere hepimiz oyuncuların kendilerini rahat hissetmesine odaklanıp, tek düşüncelerinin basketbol olmasını sağlamak için elimizden geleni yapıyoruz. Bu bir ekip ruhu. 

Çalıştırdığınız takımların başarıları ortada... Peki, kendi motivasyonunuzu artırmak için neler yapıyorsunuz ? 

İşimi çok seviyorum. Çok mutluyum herkes gibi. Aslında her gün yapmaya çalıştığım şey pozitif düşünmeye çalışmak; çünkü güne kötü düşüncelerle başlarsanız mutlaka bir aksilik olur, ama iyi düşünürseniz, her şeyin yolunda olduğunu düşünürseniz, bunu karşı tarafa da aktarırsanız başarıya erişirsiniz. Geçmişi hatırlamak her zaman güzel ve önemlidir ama şu anı ve ileriyi düşünmek daha önemli bence. Bizim işimizde, hayatımızda hep bir sonraki adım ve bir sonraki maç söz konusu oluyor. Motivasyonu da hep aynı seviyede tutmamız gerekiyor. Bu sebeple herkese örnek olmak zorundayım.   

Kariyer hayatınızda basketbol olmasaydı, yerine ne koyabilirdiniz ? Hangi mesleği tercih ederdiniz ?

Aslında ilk oynamaya başladığımda basketbolun kariyerimi belirleyeceğini hiç düşünmemiştim. Oynamak çok hoşuma gidiyordu. Ama bütün gençlerde olduğu gibi binlerce şey vardı yapmak istediğim. Bir gün bir film izliyorsunuz ve o filmdeki şey olmak istiyorsunuz. Masa tenisine hevesleniyorsunuz örneğin veya ne izliyorsanız etkileniyorsunuz aslında o yaşlarda. Aslında teknik okula gittim, çok da hoşuma giden bir şey değildi. Birazcık babamın yönlendirmesiyle oldu; küçükken anne ve babamızı dinliyoruz. Ben daha çok okumayı seven bir insandım. Ama bugün bulunduğum noktada mutluyum.

Başarılı bir profesyonel hayatın özel hayatınıza yansıması nasıl oluyor? Özel yaşamınızda da disiplinli, kuralcı mısınız ? Koçluk, eş olma ve baba olma arasında rol çatışmaları yaşadınız mı hiç ?

Zor oluyor kesinlikle, çünkü enerjimin büyük bölümünü işime veriyorum, ama ailemin müthiş desteği var ve sorumluluğumu çok iyi anlıyorlar; dolayısıyla geçmişte de sorun yaşamadım bu konuda. Hem eşime hem çocuğuma seneler boyunca bana verdikleri destek için çok teşekkür ediyorum. Bu aslında çok kolay bir şey değil, özellikle de bizim sistemimizde. İnanılmaz bir maç yoğunluğu var. Sistem de değişti. Maç sayısı arttı. Daha da zorlaşıyor her geçen gün. Ama ben mutlaka birkaç boş saat ayırmaya çalışıyorum kendime; oyunculara da izin veriyorum, hatta “Birbirinizi bile görmeyin” diyorum. O dönemde başka şeylere konsantre olmalarını istiyorum. Kesinlikle her şeyden kopup başka işlere odaklanacak vaktiniz olmalı. Genelde yazın tercih ediyorum bu boş zamanları, daha zevkli.

Türkiye’de yaşamak nasıl bir duygu? Buraya ve Fenerbahçe’ye adaptasyon sürecinde hiç sürprizle karşılaştınız mı ? 

Aslında daha önce Türkiye’ye defalarca geldik maç yapmak için. Fenerbahçe’yle Galatasaray’la, Efes’le... Ülkeyi genel olarak biliyorsunuz, ama içine girince daha farklı şeyleri görüyorsunuz. Tabii ki küçük sürprizler olabiliyor. En önemlisi insanlarla olan ilişkiler, insanlarla olan bağlar. Ben çok şanslıyım. İlk geldiğim andan itibaren hep bana yardımcı olmaya çalışan insanlarla karşılaştım. Ama asıl soru şu: İnsanlar için benimle çalışmak ne kadar zordu ? 

Çalışılması zor biri misiniz ?

Ne yaparsak yapalım benim için en önemli şey aslında konsantrasyon. Bu yüzden biraz o kısmı zor gelebilir insanlara, çünkü herkesi tetikte tutarım. Rahatlamalarına çok izin vermem. Ama günün sonunda burada bizim için en önemli şey, içeride çok sağlıklı ilişkilerimizin olması. Suni veya sahte biri yok, herkesin içi dışı bir. Açık her şey. Ben de çok açığım ve netim birçok konuda. Bence çok da zor biri değilim. 26 yıldır bu işin içerisindeyim ve her yerde de aynı şeyi uygulamaya çalışıyorum. Birazcık rahatlamaya izin verdiğiniz zaman insanlar o ruhu kaybediyor ve bu durum kötü sonuçlara yol açabiliyor. Nerede olursa olsun herkes, biraz rahatlama söz konusu olunca hemen kendini salıveriyor. 

Peki, İstanbul’da yaşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz ? Zıtlıklar şehriyle aranız nasıl? Bir tarafta müthiş bir Boğaz manzarası, diğer tarafta trafik içinde sıkışıp kalmış otomobil kullanmaya çalışan insanlar...

Otomobil kullanmayı severim ama İstanbul’a gelince hayatımda ilk defa bir şoförüm oldu. Otomobil kullanmanın burada çok zor olduğunu anlattılar bana. Kesinlikle haklılar. İlk başta bu seçenek bana çok acayip geldi. Ben kimim ki, niye şoförüm olsun! Aşağı yukarı ne tip insanların şoförünün olduğunu biliyoruz. Ben de öyle biri olmak istememiştim. Ama bunun İstanbul için doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Son beş yıldır böyle. Çok çok iyi bir şoförüm var. İstanbul trafiğinde nerelerden gitmesi gerektiğini çok iyi biliyor. Benim için de faydalı oluyor, çünkü trafikte geçen zamanda bir şeyler okuyorum, insanlarla konuşuyorum, notlarımı alıyorum. Gençler biraz hızlı araba kullanıyor her yerde, ama olgunlaşınca daha dikkatli oluyoruz. Oğlumla aynı arabadaysak arkadan dürtüp “Hadi baba, hadi daha, hızlı gidelim!” diyor mutlaka.

İş dışında seyahat etmeyi sever misiniz ? En sevdiğiniz şehir neresi ?

Çok seviyorum. Yazlarım genelde seyahatle geçiyor ama genelde anlık planlar gündeme geliyor. Belgrad’da aile fertlerim var, annem orada. Eşimin ve çocuklarımın yaşadığı evimiz Barselona’da. Avrupa’nın her yerinde arkadaşlarım var. Bir telefon geliyor, bir anda yolculuğa çıkıyorum.

Son olarak, benim her röportajımda sorduğum bir sorudur bu: Lüks sizin için ne ifade ediyor ? Sizce lüks nedir ?

Bence en büyük lüks, sevdiğiniz hayatı yaşayabilmek. Çok çılgın bir dünyada yaşıyoruz. İnanılmaz bir dünyada yaşıyoruz. Ben çocukken çok küçük şeylerden mutlu olabiliyordum. Ama şimdiki çocuklar ellerinin altında çok fazla şey bulunduğundan maalesef mutlu olamıyorlar. Teknoloji ve diğer olanaklar güzel şeyler tabii ki, ama bunları nasıl kullandığınız, bunlardan nasıl faydalandığınız önemli. Bu dünyada insanoğlu her şeyin en iyisini elde etmek ister, ama günün sonunda her şeye sahip olmanın insanı daha mutlu ettiğini düşünmüyorum. 

 

Röportaj: Saide Itır Kurtoğlu

Fotoğraf: Tuna Giritli

"Bu yazı ilk kez K-Note dergisi Kış 2018 sayısında yayımlanmıştır."

 

Tags: Obradoviç, Koç, Fenerbahçe Doğuş, Efsane, Basketbol, Spor, Fenerbahçe, Röportaj

  • Paylaş:

AYNI KATEGORİDEKİ YAZILAR