FEATURES

Altının Görünmeyen Yüzü

Şu anda üzerinizde altın bir takı taşıyorsanız, üşenmeyin ve bu ışıltılı metale bir kez daha bakın: Sadece buzdağının görünen yüzüne bakıyorsunuz ! 

Altın takılarınızın görünmeyen yüzünde ise insan kaçakçılığı, çocuk işçiliği, çevre felaketleri ve insan hakları ihlalleri yatıyor. Örnek mi? Altın madenciliğinde kullanılan cıvanın yarattığı kirlilik yüzünden zehirlenen Perulu çiftçiler, 40 bin hektarı heba olan Yağmur Ormanları; arsenik ve siyanürden zehirlenen Endonezyalı balıkçılar… Moralinizi bozmamak için Bergama ve cıvarındaki altın madenlerinin neden olduğu korkunç siyanür kirliliğine hiç girmiyoruz.

Mozambikli altın madencisi. Fotoğraf: Robin Hammond

Canınız sıkıldı değil mi? Belki sizin için duygusal değeri olan altın takınızın, evlilik yüzüğünüzün ya da uğurlu kolyenizin arkasında böyle üzücü hikayeler olmasını hiç istemezdiniz. Oysa gerçekler acı: sorumsuzca yapılan altın madenciliğinin insanlar ve çevre üzerinde göz ardı edilemeyecek etkileri var. İnsani olmayan çalışma koşulları, zehirli kimyasalların neden olduğu sağlık sorunları, hatta ölümler, güvenlik ekipmanlarının yetersizliği, güvencesiz çalışma ve düşük ücretler, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, altın madenlerinde çalışan madencilerin ortak kaderi. Sorumsuz madencilik sadece işçileri değil su kaynaklarını da zehirliyor ve ormanların kurumasına yol açıyor. 

Leonardo di Caprio’nun başrolünü oynadığı Blood Diamond filmi etik pırlanta madenciliği konusunda geniş farkındalık yarattı.

Ama tablo göründüğü kadar vahim değil. Aslına bakarsanız ‘etik ve sürdürülebilir lüks’ kavramı bir süredir sözlüklerimize girmiş durumda ve bunda tüketici farkındalığının önemli bir payı var. Örneğin, Afrikalı elmas üreticisi ülkelerin başlattığı, elmas madenciliğini kontrol altına alan BM destekli Kimberley Süreci 2003 yılından beri yürürlükte ve sıkı bir çevreci olduğu herkesçe malum Leonardo di Caprio’nun oynadığı Blood Diamond gibi filmler, elmas madenciliği konusunda büyük bir farkındalık yarattı. Altın endüstrisinin bu bağlamda geriden geldiğini söylemek mümkün ama Solidaridad, Alliance for Responsible Mining ve Fairtrade Foundation gibi adil ticaret (fair trade) konusunda çalışan uluslararası kurumlar, çevreye ve insanlara verdikleri zararı karşılamak isteyen madencilik şirketlerini teşvik etmek için çeşitli destek mekanizmaları yaratıyorlar.

PETA’nın kürk karşıtı kampanyasına birçok ünlü destek verdi. Fotoğraf: PETA

Tüketici farkındalığı sayesinde bir zamanlar arzu nesnesi sayılan kürkün ve fildişinin lüks ürünler listesinden nasıl tepetaklak düştüğüne hepimiz şahit olduk. Bugün artık kimse derisi yüzülen masum hayvanlardan ya da acımasızca öldürülüp dişleri sökülen fillerden sorumlu olmak istemiyor. Bu konuda bir ‘mahalle baskısı’ bile gelişti ve lüks markalar ve mücevher evleri durumun farkında. Bu yüzden etik ve sürdürülebilir yöntemlerle elde edilen altın (ve bunun belgelenmesi) hem marka imajı hem de pazarlama ve satış açısından giderek önem kazanıyor.

Chopard ‘Sürdürülebilir Lükse Yolculuk’ projesini 2013’te başlattı.

Etik ve sürdürülebilir altın hareketine destek veren ilk küresel markalar Chopard ve Swarovski oldu. Chopard 2013 yılında Sürdürülebilir Lükse Yolculuk adını verdiği bir proje başlattı. Proje kapsamında üretilen Green Carpet Haute Joaillerie koleksiyonunda sorumlu madencilikle elde edildiği belgeli altın ve pırlantalar kullanıldı. Ünlü mücevher evi, Cannes Film Festivali’nin neredeyse Oscar kadar ikonlaşmış Altın Palmiye ödülünden ilham alan Palme Verte serisini de yine etik altından üretti (bkz. bu yazının açılış görseli).

L.U.C Tourbillon QF

Markanın 2014’te Baselworld’de görücüye çıkarttığı L.U.C Tourbillon QF, sorumlu madencilikle elde edilen altından üretilmiş dünyadaki ilk el yapımı saat oldu. Chopard 2015 yılında biri Bolivya’da diğeri Kolombiya’da olmak üzere, sorumlu altın sertifikası alan iki madenle anlaşarak ürettikleri altının hepsini satın almayı taahhüt etti. Ve nihayet geçtiğimiz hafta (Mart 2018) yine Baselworld sırasında, şirketin eş-başkanı Karl Friedrich Scheufele imzalı bir açıklamayla, Temmuz 2018’den itibaren istisnasız bütün ürünlerinde etik altın kullanacağını duyurdu. Bu, bugüne kadar görülmemiş çapta bir taahhüt. Markanın kreatif direktörü ve eş-başkanı Caroline Scheufele “Gerçek lüks, ancak tedarik zincirinizi avcunuzun içi gibi bildiğinizde mümkün olur” diyerek lüksü tanımlarken giderek daha sık dile getirilmeye başlanan adil ticaret kavramının altını çiziyor.  

Atelier Swarovski’nin etik altın kullanarak ürettiği ilk koleksiyon Baselworld 2018’de görücüye çıktı.  Fotoğraf: Atelier Swarovski

Kendi sentetik elmaslarını kendisi üreten Atelier Swarovski ise sürdürülebilir altın kullandığı ilk koleksiyonunu yine geçtiğimiz hafta Baselworld’de görücüye çıkarttı. Küpe, yüzük, bilezik ve gerdanlıktan oluşan seri, Minera Limata Limitada (Peru) kooperatifine bağlı, her biri adil ticaret belgeli 31 madenden elde edilen 18 ayar altınla üretildi.

Peki bu adil ticaret belgeleri gerçekten işe yarıyor mu? Yani etik diye satın aldığınız altın gerçekten etik mi? Swarovski’den ilham alıp Peru’ya bakalım: 16 yıldır Peru’da altın madenciliği üzerine çalışan ve madencilik şirketlerinin kirli yüzünü gözler önüne seren The Devil Operation adlı, ödüllü bir belgeseli de bulunan Kanadalı araştırmacı, yazar ve aktivist Stephanie Boyd’a göre yasalarda boşluklar var, sertifikalı madenlerin denetimi yetersiz ve sertifikalar genellikle madenin kendi beyanına dayanılarak veriliyor. Yani en azından Peru’daki durum bu.

The Devil Operation, Peru’daki altın madenciliğinin karanlık yüzünü gözler önüne seriyor.

Bu sertifikaları denetleyen kurumlardan biri olan Alliance for Responsible Mining’in (Sorumlu Madencilik Birliği) iletişim koordinatörü Siri Teilmann-Ibsen’e göre, sistemdeki bütün aksaklıklara rağmen etik ve sürdürülebilir altın talebinin toplumsal ve ekonomik yansımaları oldukça pozitif. Bir başka deyişle, belki her şey bize anlatıldığı kadar toz pembe değil ama hem madende çalışan işçiler hem de çevre açısından durum eskisine nazaran çok iyi. Sertifikasyon süreci uzun bir ‘yapılacaklar’ listesiyle başlıyor ve maden işletmesinin çevreyi ve iş güvenliğini dikkate alması ve iş güvencesinden sigortaya, eğitimin teşvik edilmesinden kadın haklarına kadar birçok alanda iyileştirici adımlar atması bekleniyor.    

Chopard’ın Green Carpet koleksiyonundan 18 ayar ‘etik’ beyaz altın üzerine pırlanta kakmalı saat ve broş.

Bütün bu iyileştirici önlemlerin maliyetlere yansıyacağı ise çok açık. Bu da altının, dolayısıyla o altından üretilen mücevherin fiyatını etkileyecek ve iş eninde sonunda gelip yine bize, yani son tüketiciye dayanacak. Bazı markalar bu artışı belli bir dereceye kadar üstlenebilir ve tüketiciye yansıtmamayı seçebilir. Gelinlik koleksiyonunda etik altın kullanan Londralı ünlü mücevher tasarımcısı Stephen Webster şimdilik fiyat artışını müşterisine yansıtmayanlardan. Ama maliyet artışı yüzde 15’in üzerine çıkarsa elinden bir şey gelmeyeceğini söylüyor. Öte yandan Chopard’ın kreatif direktörü Caroline Scheufele’nin adil ticaret sertifikalı tedarik zincirine vurgu yapan (yukarıdaki) açıklaması, markaların bu maliyet artışını pazarlama stratejisine yedirmenin yolunu da gösteriyor. Markalar, son on yıldır sürekli yükseliş halindeki insan hakları ve çevre duyarlılığını, tanımı ve kapsamı tüketici eğilimlerine göre sürekli değişen lüks algısına katarak ‘lüksün de lüksü’ bir ürüne dönüştürebilirler. 

Chopard’ın kullandığı adil madencilik sertifikalı altın külçesi. Fotoğraf: Chopard

Yukarıda söylediğimiz gibi, iş eninde sonunda gelip son tüketiciye, yani bize dayanıyor. Mücevher satın alırken ille de adil ticaret sertifikalı altında ısrar edecek miyiz? Kuyumcumuza bu konuda baskı yapacak mıyız? Peki ya maliyet artışına katlanacak mıyız? Şimdi alyansınıza, uğurlu kolyenize ya da size çok yakışan o bir çift altın küpeye tekrar bakın ve kararı kendiniz verin. 

 

Yazı: Erdir Utku

 

Tags: Chopard, Swarovski, Altın, Mücevher, Etik Altın, Çevre, Altın Madenciliği, Adil Ticaret, Adil Madencilik, Baselworld, Sürdürülebilir Lüks

  • Paylaş:

AYNI KATEGORİDEKİ YAZILAR